BİR ENERJİ İSRAFI OLARAK DANS

Sabah kalkıyor, mutfağa kahve almaya gidiyoruz: ayılmaya ihtiyacımız var ve bunun en pratik yöntemlerinden biri bu. Evden çıkarken ayakkabılarımızı giyiyor, anahtarımızı cebimize atıyoruz. Eve gelince ya da nerede priz bulursak telefonumuzu şarja takıyoruz. Yemek bulduk mu yiyor, dayak bulduk mu kaçıyoruz.

Paul Valery diyor ki, bu dünyadaki varlığımız, “ihtiyaçlara ilişkin hislerle, bu ihtiyaçları tatmin etmeye yönelik dürtüler arasında bir aracı”, hem de bu aracılık işini en kısa zamanda ve en az enerji ile yapmanın peşinde. Nöronlar, hormonlar “kafein! kafein!” diyor, beden kafeine en hızlı şekilde ulaşacağı rotayı tespit edip ihtiyacı tatmin ediyor.

Bu bahsi geçen anlamdaki varlığımız mutfağa amuda kalkıp ya da piruet dönerek gitmiyor. Metabolizma için bunca değerli enerjiyi bu şekilde harcamak anlamsız olurdu.

Dans eden varlığı, bu şekilde tasvir edilen pratik varlıktan ayırmak gerekir o halde.

Her çağda, her yerde dans ediyor insanlar. Kimi zaman eğlence, tören için, kimi zaman şifa, kimi zaman estetik bir keyif ya da tick tock için. Günümüzde dansın tanımı içine yürümek, el sallamak hatta durmak gibi günlük hareketleri alacak şekilde genişledi. Dans eylemini normal vatandaşın eyleminden ayıran, bir düşünceye göre, dışsal bir amaca bağlı olup olmaması.

Mesela bir emmi düşünün, yarım bağdaşta oturmuş, bir kalçası, diğer ayak tabanı yerde, kolu dizinin üzerinde dinleniyor. Nargile içmek için oturabilir bu pozisyonda. Ama mesela bir pole dansçı da bu pozda oturuyor. 8 inch pleaserlar ve simli şort giymesinin yanı sıra bu hareketi bir dans hareketi haline getiren şey, işte o aynı düşünceye göre dışsal ya da fizyolojik değil, içsel bir ihtiyacı karşılaması.

İnsanoğlu bir noktada fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayabilmek için gerektiğinden daha çevik, güçlü, koordine olabildiğini fark etmiş olmalı. Hareketin bu pek ekonomik olmayan halinin fizyolojik değil, sembolik, toplumsal, estetik ve de varoluşsal görevleri var.

Düşünen beden biteviye kendi var oluşunu dans ediyor diyor Jan Luc Nancy. Pek şairane ama çok da kolay anlaşılmıyor. Dansın ve hareketin bilmeyle, bilgi üretmeyle ve anlam yaratmayla ilişkisini sorgulamak gerekir herhalde konuya daha biraz vakıf olabilmek için. Peki “bilgi” batı geleneğinin tanımladığı “haklı çıkarılabilir doğru inanç” mı yoksa bedenin bilebileceği ya da beden yoluyla bilinebilecek bir “şeyler” var mı?

Yeni gelişen biricik alanımız pole branşındaki dansçılar için dans etmenin kendisini ontolojik olarak tartışmaya açmak belki boyumu aşar. Ama dansı bu anlamda da daha açık bir algı ve niyet ile deneyimlemeye teşvik etmek isterim.

Neden dans ediyoruz?

Dans ederken neyi dışa vuruyoruz, neyi anlatıyoruz?

Dans eden özne olarak biz bir şey anlıyor muyuz, bir bilgiye ulaşıyor muyuz?

Neden başka bir şeye değil de, ille de dansa ihtiyacımız var?

 

Yazan: Özge Uraz Kum / Pole Dance Eğitmeni
@ozgeurazkum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü